Geçmişin Aynasında Bir Neslin Kararsızlığına Dair Notlar
Bu uğultu bazen de sadece eski bir radyonun kısık sesidir; geçmişin tozlu sayfalardan yükselen, uğultulu bir nefesi gibidir. Otuz beş yıl... Bu süre zarfında hem bu memleketin dönüm noktalarını izledim, hem de kendi içimde sayısız dönüşüme uğradım. Öğretmenlik kürsüsünden inzivaya çekilirken, ardımda kalan en büyük soru bu oluyor: Peki ya o gençlik heyecanı? O sabırsızlıkla beklediğimiz, "bu sefer her şey farklı olacak" diye uğradığımız o büyük ihtimalin gerçeğe dönüşeceği anlar?
Hepimiz bir noktada, hayatın bu büyük sahnesine bilinçli ya da bilinçsiz olarak çıkmışızdır. Bir karar, bir inanç veya tuttuğumuz bir davaya o kadar yürekle inanmışızdır ki, sanki bu inancın fiziksel bir temeli varmış gibidir. Bizler de dahil, o gençlik ruhuyla, büyük yapıları inşa etme gayretindeyiz. Bir vizyon doğar; kusursuz, bütünlüklü ve kaçınılmazdır. Sanki tüm tarihsel akıntıların bu noktaya doğru yöneldiğini düşünürüz. Bu bir kibir değildir, aksine o dönemin gerektirdiği saf inançtır belki de.
Ancak mekanizma dediğimiz şey, o ilk taslak haliyle bu kadar büyük bir ihtimali taşımaya muktedir değildir. İnşa edilen yapı, üzerine inşa edilemeyeceği kadar çabuk tozlanır ya da beklenmedik bir depreme uğrar. Benim şahit olduğum en büyük hayal kırıklığı da tam bu noktada ortaya çıkıyor: İdealin, kaosu organize etme zorunluluğuyla karşılaşınca yaşadığı o sancılı doğum süreci.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, gençliğimin o keskin enerjisini, yaşlılığımın ağırbaşlı ama aynı zamanda biraz da yorgun gözleriyle seyrediyorum. Oysa gençlik, her şeye hükmedebilecekmiş gibi bir yanılsama içinde yaşıyor. Oysa ki, büyük dönüşümler asla tek bir net kararla gerçekleşmez; onlar binlerce küçük, bazen de en önemsiz görünen mikro-tereddütlerin toplamıdır.
Bir keresinde, gençlik yıllarımın başında bir tartışmada çok ısrarcı olmuşumdur. Sanki tek doğru reçete varmış gibi konuşmuşumdur ve karşımdaki o bilge insan bile bu netliğe ayak uydurmaya çalışırken zorlanmıştır. Şimdi anlıyorum ki, aceleyle basılan o keskin tezler, gerçeğin karmaşık, çamurlu ve uzun süreli süreçlerini henüz kapsayamamıştır.
Bu durum bana ne öğretti mi dersiniz? Sabır denen şeyin, yalnızca beklemek değil; aynı zamanda gelenin henüz tamamlanmamış olduğunu kabul etmektir. Her şeyin kusursuz bir formata oturmasını beklemek, aslında o karmaşık süreci dışarıdan yargılamakla eşdeğerdir. Bu vatanın Nabzını tutmaya çalışan bizler için bu, belki de en zorlayıcı alıştırmadır. Çünkü nabız, hep bir arada durulmaz; bazen hızlanır, bazen yavaşlar, bazen de yalnızca derin bir uğultu bırakır. Ve bu uğultuyu dinlemek, aceleci gençliğin öngördüğü o parlak senaryodan çok daha bilgece bir eylemdir sanki.