Kuşaklararası Yankılar

Mehmet Aksoy:~$ cat posts/Gençliğimin O Aceleci Tohumlarına Bir Sesleniş.md

Gençliğimin O Aceleci Tohumlarına Bir Sesleniş

Sevgili Genç Ben, eğer bu satırlar sana ulaşabiliyorsa ve bunu yapabilecek olgunluğa erişmişsen, yazmayı bırakıp derin bir nefes almalısın. Şimdi bu satırları karalamamın sebebi, kaçınılmaz bir yolculuğun ötesine geçmek istemek; o aceleyle dolu, her şeyi bilene aitmiş gibi algıladığın gençliğinin o telaşlı ruhuna seslenmek.

Hatırlarım, bizler hep bir şeylerin mükemmeliyetini arardık ya? Her kavramın yerine oturmuş, her sürecin çizilmiş net bir kılavuzu olduğunu varsaydık. Sanki bu vatanın, bu toplumsal değişimlerin, bir müfredat gibi ezberlenmesi gereken bilgileri varmış gibiydi. İşte o dönemdeki heyecan, gençliğin verdiği o saf inançla karışmış, belki de en büyük yanılgımızdı. Her gün sanki bir sınavın parçasıymışız gibiydik; doğru cevapları bulmanın, büyük bir entelektüel zaferin anahtarı olduğuna inanıyorduk.

Oysa hayat, büyük bir ders kitabından ziyade, sürekli kendini yeniden yazan o kalın ciltli, sayfaları sararmış günlük gibidir. Ve en büyük dersin, hiçbir zaman sonuca ulaşamayacağın yanılsamasıdır. Biz gençken biz vardı ya, o keskin kenarlı, her şeyi yargılayabilecekmiş gibi düşünen biz; sizler, bilinmezliğin gölgesinde aceleyle hüküm veriyordunuz. "Bu böyle olmaz," derdiniz çoğu zaman; oysa bazen, en büyük dönüşümler o "olmaz" dediğimiz, kabul etmeye gönlü dirençli olduğumuz ince çatlaklardan süzülerek giriyor.

Sabırla Beklemek Bilimi

Bu noktada gençliğimin o hızlı tempolu yürüyüşüne bir fren koymalısın. Büyük değişimler, büyük bir dürtüyle değil; ince ayarla, belki de monotonluğun ritmiyle gerçekleşiyor. Bizler, bir olayın doğal döngüsünü göz ardı edip, ona bizim entelektüel zaman çizelgemize uymasını bekledik. Fakat bu vatanın nefesi, bizim akademik takvimlerimize pek uymazdı ki. O taşınma ve oturma süreci, o organik büyüme; buna ayak uydurmak, bir mücadele değil, bir teslimiyet gerektiriyordu.

Bakınca görüyorum ki, o anki öfkemiz, sanki bir mühendislik hatası varmış gibiydi. Oysa bazen sorun, parçaların hatalı oluşu değil; onları bir arada tutmaya çalışan görünmez kılavuzun, o anki koşullara uyum sağlayamamasında yatıyordu.

Şimdi bu yaşlara geldim, ve anlıyorum ki terbiyemiz gereken en önemli şey, o kayıp acelecilik değil; gözlemdeki sabırdır. Her şeyi çözmeye çalışmak yerine, önce her şeyi olduğu gibi dinlemek gerektiğini öğrenmek… Bu, bir veda değil; sadece sahnenin farklı bir perdesine geçiş bileti.

O günkü öfkenle, o keskin eleştirinle yaşamaya devam et. Ama lütfen, kararın hemen gelmesin. Bırak o düşünce, ruhunun derinliklerinde olgunlaşsın. Çünkü her aceleyle söylenmiş söz, iki kat fazla ağırlıkla geri döner.

Mehmet Aksoy