Tesadüfler Zinciri ve Kurumsal Belleğin Kısa Devresi
Bu seriye geri dönmeden önce bir nefes alınması gerekiyor sanki. Çünkü buradaki "tesadüfler", oysa çoğu zaman en sağlam kaydın, ancak görünmez olan kısmının tarifidir. Bizler, bu büyük çarkların dönmesini izleyenler olarak bazen de sadece bunu kaydetmekle yükümlüyüz; tıpkı bir yandan da bu çarkın neden o noktada durduğunu anlamaya çalışmak gibi.
Geçtiğimiz günlerde, eski bir meslektaşla beklenmedik bir karşılaşma yaşadım. Birkaç yıl önce okulumuzun kurumsal arşivine bırakılmış, o dönemki müfredatın revize edilmesiyle ilgili olan bir dosya üzerine konuşuyorduk. Her şey sıradan görünüyordu: yıpranmış ciltler, sararmış kağıtlar ve üzerinde kurum logosunun soluk izi. Ancak o dosyanın içindeki taslaklar, bizim gibi sistemi içeriden bilenler için bir zaman kapsülüydü.
Bizim neslimiz, yani benim gençliğim ve o dönemdeki meslektaşlarımın ömrü boyunca edindiğimiz pedagojik anlayış, büyük bir idealizm üzerine kuruluydu. Bilgi aktarımı dediğimiz şey, sadece bilgiyi vermek değil; bu bilginin kültürel mirasla, toplumsal sorumlulukla yoğrulması demekti. Her şey titizlikle planlanmış, mantıksal bir ilerleme çizgisi vardı oysa.
Ve sonra bu dosyaya rastladık. O günkü yazılanlar, idealimizin özenle vücut bulmuş haliydi. Ancak dosyanın sonuna doğru gelindiğinde, o ilerleme çizgisine beklenmedik bir kırılma noktası geldi. Sanki dışarıdan gelen, aceleyle eklenmiş bir prosedür ya da bürokratik bir zorunluluk, bütün o özenle örülmüş yapıyı alttan zorlamış gibiydi.
İşte benim bu konudaki incelemem, bir ders kitabından ziyade, kurumsal hafızanın çöküş anını kaydetmeye çalışmak oluyor. Olayın kendisi basit bir taslak revizyonuydu; ancak o taslağın, kurumun ruhunu yansıtan kısımları ile dış baskılarla yapılan zoraki uyumlaştırma kısımları arasındaki gerilim, bütün bir dönemin bilinç çatışmasını özetliyordu.
Bu karşılaşma bana şunu gösterdi: Bazen en büyük kırılmalar, bir anda vuran gök gürültüsüyle değil; aceleyle doldurulmuş bir formun son sayfasına eklenen tek bir onay mührüyle ortaya çıkıyor. O mühür, bütün o idealist uğraşın ardından gelen, uygulamanın kâbusunu temsil ediyor.
Bizler de bu yaşta, o mührün ağırlığını taşıyan nesillerden biriyiz. Gençliğimizin saf enerjisiyle kurduğumuz o sağlam temelin, uygulamadaki o bürokratik sürtünmeye takılıp kalması… İşte bu kesişim noktaları, benim kalemimin en sık uğradığı, belki de en çok acı çektiği yerler oluyor. O rastgele gelen görünen detaylar, aslında sistemin kırılganlığını gösteren mükemmel bir mikrokozmos. Ve biz de bu mikrokozmosun kaydını tutuyoruz.